İçimdeki hüzün ile bu gün dertleÅŸeceÄŸim. BaÅŸka kiminle dertleÅŸebilirim ki zaten. Hüzün bana benden daha yakın. Tam gitti derken birisi getirip içime koyuyor tekrar.Bu birisi bazen eÅŸim bazen çocuklarım bazende akrabalarım oluyor. Onlara hiç belli etmiyorum mu? Ediyorum bazen. Kendimde bir güç bulduÄŸum zamanlarda.Akrabalarımın hiç bunlardan haberi olmaz. Haberi olan da ya kocam yada çocuklarımdır.Çocuklarım söz verirler hemen bana.
- Bir daha yapmayacağız anne, diyerek.
Ya kocam? O ise karanlık bir yüzle dinler beni ve bana ÅŸöyle der:
-Kendini kapının önünde bulursun!Yaptıklarının bedelini çok ağır ödetirim sana!
Hep tehdit hep tehdit.Bilmem kaç yıl olmuÅŸ evleneli artık saymayı bile bıraktım. Buna evlilik mi diyelim bilmiyorum ki... bu bir çeÅŸit esir hayatı. Kendin olmama, baÅŸkası olma hayatı. Cesareti olanlar kapının dışına konulmayı umursamaz giderken, benim gibi korkaklar da bu hayata esir olarak devam ederler.
-Evet hüzün yine geldin bana, hoÅŸ geldin. Bak yine gözlerim yaÅŸardı, burnum sulanıp akmaya baÅŸladı.Tam gittin artık bir daha gelmeyeceksin diye umutlandığım anlarda bir sözle tekrar bana geliyorsun. Ben sana ne yapıyorum ki. Mahsun mahsun dolaÅŸmaktan, herkesten gizli gizli aÄŸlamaktan baÅŸka. Ben yalnızlığıma aÄŸlıyorum aslında. KimsesizliÄŸime, gördüÄŸüm hakaretlere,gördüÄŸüm hizmetçi muamelesine, dışlanmışlığa aÄŸlıyorum ben birazda...
Evliyken aslında evli olmadığıma, mutluyken aslında mutlu olmadığıma, evimdeyken aslında burasının evim olmadığına, yaÅŸarken aslında yaÅŸamadığıma hüzünlenip aÄŸlıyorum ben.
